Alev çemberinin ortasında kalmak gibidir bazen hayat. Yanmadan çıkmak imkansızdır. Ne kadar az yanıkla, ne kadar az acıyla çıkacağının hesabını yaparsın ama ya alev çemberi sevdiğiniz birinin ateşiyse? O zaman da ne kadar az yara alırsam o kadar iyi olur diyebilir misiniz? Sizi bilemem ama ben diyemem. O orda her geçen gün ateşini büyütürken ben hiçbir şey yokmuş gibi hayatıma devam edemem. Belki o ateş beni de yakar bana da zarar verir ama sevgi denilen şey sevdiğin insanların acısını hafifletmektir biraz da. Ateşten korkmam. Belki çok yandığımdan belki de karşılıksız sevgimden. Ateşle oynayın! Varsın siz kötü olun, siz anlamayan olun, siz üsteleyen olun. En sevdiklerinizin tek başlarına yanıp kül olmasına müsaade etmeyin. Canınız acıyacak, hak etmediğiniz şeyler duyacaksınız, onun gözünde herkes iyi olurken siz kötü olacaksınız... Ama belki gün gelecek "İyi ki hayatımdasın, asla bırakma beni." diyecek ve yandığınıza değecek.
Bir önceki yazımda mutlu olmak ya da olmamak size kalmış bir şey demiştim. Evet hala öyle söylüyorum ama insan engelli olmayı kendisi seçmez, seçemez. Şimdi size geçen sene yazın başımdan geçen bir olayı anlatacağım : Anneanneme gitmek için otobüse bindim. Öğle saatleri olmasına rağmen çok kalabalıktı. 25 yaşlarında, beyaz tenli, mavi gözlü bir kadın bindi otobüse ve benim yanıma doğru yürüdü. Kalkıp yer verdim ve işte size bunu anlatmama sebep olan şey gerçekleşti: Ellerini kullanarak bana teşekkür etmek istedi. Sanırım öyleydi çünkü işaret dili bilmiyorum ve yüz ifadesinden bunu çıkarabildim. Gülümseyerek karşılık verdim ve çok geçmeden indim. O bayana cevap verebi...
Yorumlar
Yorum Gönder