Kalbimdeki bütün iyi duygular yavaş yavaş uzaklaşıyor benden. Değer verdikçe, önemsedikçe kaybediyorum, sanki sona yaklaşıyorum. Elime kağıt kalem aldığım her an aklıma yüzlerce şey geliyor. İnsanların yüzüne bakınca, onunla neler yaşadıysam hepsi zaman şeridi gibi gözümün önünden geçiyor. Benim gibi saf asla hatalarından ders almayı bilmiyor. Bazı insanlar yüzünden yaşadığım acıları hiçbir zaman unutamayacağım. Değiştiğini düşünseniz de o ve onlar hep aynı. Hep aynılardı. Hep aynı olacaklar. Bazen keşke kalbimi yerinden söküp atabilsem diyorum. O olmadan daha iyi yaşarım gibi geliyor. Vicdanım, merhametim beni kaybettirmek, üzmek için var gibiler. Öyle şeyler oluyor ki hayatta en yakınım dediğine bile anlatamıyorsun. Çünkü biliyorsun ki sorunun olan kişiyi seviyor ve tercih yapmayı istemiyor. Kim ister ki zaten! Ama ben hep tercih yaptım, yapmak zorunda kaldım. Hep doğru bildiğimi, doğru olanı seçtim ama hepsi birbirinden yanlışmış. Şimdi aynı yaralarıma yine yeni yeniden tuz basılıyor ve ben sadece izliyorum. Yenilmeye, ezilmeye, defalarca üzülmeye mahkum yaşıyorum. En sevdiğim, uğruna hiç düşünmeden ölebileceğim insanlar için adi, iki yüzlü, egoist, bencil, kötü, iğrenç kısacası karaktersiz herkese tahammül etmek zorundayım. Dedim ya; karakter meselesi işte.
Bir önceki yazımda mutlu olmak ya da olmamak size kalmış bir şey demiştim. Evet hala öyle söylüyorum ama insan engelli olmayı kendisi seçmez, seçemez. Şimdi size geçen sene yazın başımdan geçen bir olayı anlatacağım : Anneanneme gitmek için otobüse bindim. Öğle saatleri olmasına rağmen çok kalabalıktı. 25 yaşlarında, beyaz tenli, mavi gözlü bir kadın bindi otobüse ve benim yanıma doğru yürüdü. Kalkıp yer verdim ve işte size bunu anlatmama sebep olan şey gerçekleşti: Ellerini kullanarak bana teşekkür etmek istedi. Sanırım öyleydi çünkü işaret dili bilmiyorum ve yüz ifadesinden bunu çıkarabildim. Gülümseyerek karşılık verdim ve çok geçmeden indim. O bayana cevap verebi...
Yorumlar
Yorum Gönder